Çiçekler Sonsuza Kadar Kalmaz. Zaten Mesele de Bu.

Yazar: Lisan-ı Ezhar

Ben galiba kalıcılığa biraz fazla inanmışım.

Ailelerin aile olarak, dostların dost olarak, sevdiğimiz insanların hayatımızdaki yerlerinde kalacağını sanmışım. Birine “dostum” dediysem mesela, benim kafamda sözleşme süresiz. Anne anneliğini, baba babalığını, kardeş kardeşliğini yapar. Hayat değişir, insanlar değişir ama bazı bağlar kalır.

Meğer hayatın böyle bir kullanım kılavuzu yokmuş.

Bunu öğrenmek insanı biraz kırıyor.

Beni bayağı kırdı.

İşin komik tarafı şu:

Ben on dört yıldır çiçekçiyim.

Geçiciliğin tam ortasında dükkân açmışım, hâlâ kalıcılık bekliyorum.

Çiçek zaten bize kalacağını söylemiyor

Geçenlerde floral designer Kristen Griffith-VanderYacht’ın The Drew Barrymore Show’daki bir konuşması karşıma çıktı. Çiçeklerin geçiciliğinden bahsederken meseleyi “ölüyorlar” tarafından değil, bizi şimdiki ana getirmeleri tarafından anlatıyordu.

Orada bir durdum.

Çünkü çiçek başından beri bu konuda son derece açık aslında.

Açıyor.

Olabileceği en güzel hâline geliyor.

Bir süre orada.

Sonra soluyor.

Kimse bir şakayığın başında “peki bizim sonumuz ne olacak?” diye beklemiyor.

Ortanca üç hafta sonra solunca ihanete uğramış hissetmiyoruz.

Çünkü çiçek bize hiçbir zaman sonsuza kadar kalacağını söylemedi.

Sadece o anda bütün güzelliğiyle orada.

Belki çiçeğin bize öğrettiği şey ölümden çok budur:

Anda olmak.

Bir masa bazen yalnızca altı saat yaşar

Lisan-ı Ezhar’da bir davet için bazen günlerce hazırlanıyoruz.

Çiçekleri seçiyoruz. Renklerin peşine düşüyoruz. Vazolar, örtüler, mumlar, tabaklar… Kurulum günü ekip saatlerce çalışıyor ve sonunda o masa tam olması gerektiği gibi oluyor.

Sonra misafirler geliyor.

Yemek yeniyor, konuşuluyor, kahkahalar yükseliyor, fotoğraflar çekiliyor.

Birkaç saat sonra herkes gidiyor.

Biz de dönüp günlerdir hazırladığımız şeyi söküyoruz.

İlk bakışta biraz absürt.

Günlerce çalış. Altı saat yaşasın. Sonra topla.

Ama belki bütün mesele zaten o altı saattir.

O masa sonsuza kadar kalmak için kurulmadı.

O akşamı başka hiçbir akşama benzemeyen bir akşam yapmak için kuruldu.

Çiçek de orada dekor olmaktan biraz daha fazlası.

Sanki masanın ortasına küçük bir işaret bırakıyor:

Bu an önemli. Bak.

“Ay ben çiçek almıyorum, çok yazık. Kesiliyorlar.”

Bu cümleyi çiçekçilik yaptığım yıllar boyunca kaç kere duyduğumu bilmiyorum.

Elbette çiçeğin nasıl yetiştirildiğini, nereden geldiğini, gereksiz tüketimi ve israfı konuşalım. Bunlar başka ve önemli meseleler.

Ama bir çiçeği dalında bırakmak ona ölümsüzlük vermiyor.

O da mevsimini tamamlayacak.

Solacak.

Toprağa dönecek.

O yüzden bazen içimden şunu sormak geliyor:

Pardon ama çiçeği koruyalım derken anı yaşamayı mı atlıyoruz?

Hatta daha önemlisi:

Anı onurlandırmayı mı atlıyoruz?

Çünkü insanlık önemli anlarının yanına boşuna çiçek koymuyor.

Bir çocuk doğuyor, çiçek götürüyoruz.

İki insan evleniyor, etraflarını çiçeklerle sarıyoruz.

Birini seviyoruz, çiçek veriyoruz.

Birini kaybediyoruz, yine çiçek götürüyoruz.

Arkadaşlarımız geliyor, sofraya çiçek koyuyoruz.

Bazen de sıradan bir perşembe günü eve bir demet alıyoruz.

Ortada kutlanacak hiçbir şey yokken.

Belki de çiçeğin en sevdiğim tarafı bu.

Bir günü önemli kılmak için illa doğum günü, düğün ya da yıldönümü beklemiyor. Masaya koyduğun anda sıradan bir perşembenin bile altını çiziyor:

Bugün buradayım. Bu da benim hayatım.

Ve birkaç gün sonra o çiçek soluyor.

Belki tam da bu yüzden o birkaç gün boyunca ona bakıyoruz.

Çünkü kalıcı sandığımız şeylere bakmayı erteliyoruz. Yarın da orada olacaklarını düşünüyoruz.

İnsanlara da bazen böyle davranıyoruz. Dostluklara, ilişkilere, gençliğimize, güzel günlere…

Nasıl olsa var.

Nasıl olsa kalır.

Ben galiba uzun süre böyle düşünmüşüm.

Oysa çiçek masanın ortasında gayet sakin bir şekilde başka bir şey söylüyor:

Kalmayacağım. O yüzden buradayken gör.

Belki anda kalmak biraz da budur.

Bir şeyi sonsuza kadar tutmaya çalışmak değil; orada olduğu zaman gerçekten onunla olmak.

Sanırım yıllardır çiçeklerin arasında yaşayıp benim hâlâ öğrenmekte olduğum şey bu:

Her güzel şeyi tutamayız.
Ama güzel olduğu anda orada olabiliriz.

Belki mesele çiçeğin ne kadar yaşayacağı değil.

Bizim, o yaşarken ne kadar orada olduğumuz.

Bir çiçekçi için bunu biraz geç anlamış olabilirim.

Neyse.

Öğretmen bol.

Etiketler: çiçeklerin anlamı, anda kalmak, kesme çiçek, çiçek kültürü, çiçek tasarımı, Lisan-ı Ezhar

Bu yazıda bahsettiğimiz çiçek tasarımlarını görmek için Kırmızı Gül koleksiyonumuzu inceleyebilirsiniz.

İlgili Ürünler